Türkçenin Yapısı Üzerine Düşünceler


Dillerin; “Ses, Şekil, Türeme, Mana, Cümle” başlıkları altında incelendiği bilinmektedir. Bu değerlendirmemde “Türeme” üzerinden ekler konusuna değineceğim.
İsimlerin türemelerinin medarının, durağanlık ve hareket olduğu bilinmektedir. Bu yüzden kelimeler sınıflandırılırken “ isim ve fiil” olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bu sebeple de” İsimden isim türeten ekler, isimden Fiil türeten ekler; Fiilden fiil türeten ekler, Fiilden isim türeten ekler başlıklarıyla ekler anlatılır.

Burada, tabiatıyla bütün konulara değinmekten imtina edeceğim. Sadece hakkında, mevcut dilbilgisi kitaplarında yeri bulunmayan “Fiilden isim türeten(-nek) ten söz edeceğim. Türkçede bir ek ile çok az kelime türetiliyorsa o ek için”çok işlek değil ” veya” çok az işlek” ek tanımlaması yapılır. Meselâ: Türkçede işlekliği hesaba katılamayacak kadar az olan iki ekimiz var, biri Fiilden isim türeten (-men) diğeri de isimden isim, fiilden fiil türeten( -sel) ekidir. (–men) ekiyle türemiş iki kelimemiz vardı; biri, az- fiilinden azmanı, şişmek fiilinden şişmanı türetirdi. Diğer ek ise hem fiil hem isim türetiyordu. (Kum)dam kumsal ismini, (uy-) fiilinden, uysal ismini türeten (- sel) ekiydi. -sel ekine de –men ekine de bir yol verdiler ki ölçme gitsin, otoban o yolun yanında çıkmaz sokak kalır. Türetmelerin kurallara uygun olup olmadığına kimse aldırış etmedi. “Kimyevî” yerine “kimyasal”,” fizikî “yerine “fiziksel” dediren veya dedirten ek bizim (-sel) ekimiz değildir. “ Fiziksel” kelimesindeki (-sel) “physical” kelimesindeki (-Cal)dır. Bunun yüzünden neredeyse bütün kelimelerimizi sala yükleyip sele verdiler. Mademki kelimelerin varlık sebebi durağanlık ile harekettir. Masa başında da türetilse dilin varlık kaidelerine uygun türetmeler yapılmalı değil miydi .

Nurullah Ataç’ın “Uçak “kelimesini “hava alanı = tayyare meydanı ” yerine türettiği söylenir. Uçulan yer anlamında kaideden sapılmış değil fakat masa başı türetmesi olduğundan tutmuyor. Şimdi tutuyor denilirse el hak öyledir. Propaganda vasıtaları çok etkili. Bir akıllıya kırk sefer “Deli” denirse “deli”olur hesabı tutuyor. Tutuyor ama yanlış tutuyor. Yanlış tutanlara “Biyolojide “Hilkat garibesi” deniliyor.
Vaktiyle üniversitede, dil bilgisi dersine giren bir hocamız, bu bahsi işlerken, hocamız okula gelirken sabah evden ayrıldığı esnada küçük çocuğunun hocamıza ” Babacığım ben de geleyim, senin öğrenmenin olayım.” dediğini söylemişti. Peşinden de “ öğretmen” kelimesi ne kadar yerindeyse “öğrenmen” kelimesi de o kadar yerindedir. “ demişti. “Öğretmen” kelimesi yaşıyor. Çok yerindeliğinden mi? Hayır. Kuvvetle muhtemeldir ki Farsça “Hace=hoca” kelimesinin yerine ikâme edilmek üzere çok propaganda edildiğinden ve resmiyet kazandırıldığındandır. 1965’te köyümüze okul açıldığında bile İlkokul öğretmenine, anlamdaşı Arapça ”muallim” kelimesiyle hitap ediliyordu. Cami imamına da” hoca” vasfıyla hitap ediliyordu. Mevcut sözlüklere bakılınca üçünün de aynı analımı içerdiği görülecektir. Bu hal böyle iken kullanacağımız kelimeleri neden hâlâ cımbızlayarak seçip kullanmaya uğraşıyoruz.” Ha Hasan kel, ha kel hasan.” bu inat niye?

Geçenlerde 6 yaşındaki torunum bize gelmişti. Sağlık sorunlarım sebebiyle kullandığım haplarımı sabah –akşam gözlerine yerleştirmek için -parmaklarımın kalınlığından – elimle değil de cımbızdan büyük bir maşayla haplarımı torunumun gözü önünde gözlere yerleştirirken torunum, kendi koymak istercesine bakıyordu. Hap tasnifi muhafazası bittikten sonra torunuma, kullandığım maşayı göstererek “Bunun adı nedir ?” sorusunu sorduğumda aldığım cevap beni şaşırtmadı. Torunum bu aleti ilk kez görüyordu. Neye yaradığını da gördükten sonra hafızasına kaydettiği anlam şu cümleyle belirdi. Dedeciğim, bunun adı “hap koyacağıdır.” “Çocuktan al haberi.” hükmünün sebebi bu olsa gerek.
Demiştim ya, hareket ve durağanlık isimlendirmede etkendir. Gelelim esas konumuza. Bu başlangıç,uzun gibi gelse de “Faydadan hâlî değildir.” hükmünce ziyan etmez. Yine bir ekten bahsedeceğim. Bu eki birkaç kelimenin türetilmesinde kullanmamıza rağmen benim gözlemlerime göre Dil bilimcilerin konusunda dâhil olmamış.
(-nek) : Eklerin yazılışı, parantez içindeki gibidir. Söylenişi de (nek eki) gibidir. Ekin başına koyulan (-) işareti ibarenin ek olduğuna delildir.

-Nek’in türettiği birkaç kelime ise şunlardır: Örmek fiilinden Ör-nek, Kasmak fiilinden kas-nak, Sağmak fiilinden sağ-nak, değmek fiilinden değnek, dermek fiilinden dernek gibi Çoğalmak mümkün değil. İşlek olmayan bir ek olduğundan böyle. “Sağanak “ kelimesi kullanımda meteorologlar tarafından “sağanak “ şeklinde kullanılıyor. Kanaatimce doğrusu benim tespitimdekidir. Fiil kök ve gövdelerinin sonuna da (OKU-) işaret konulursa kelimenin fiil olduğu görülür “okumak fiili” ibaresiyle telaffuz edilir. Dilin canlı olduğu gerçeğinden hareket edildiğinde insanlar daha önce görmedikleri bir cisim veya hareketi ilk gördüklerinde ona keyfiyetine uygun bir isim verirler. Durum her dilde aynıdır. Kitabî telaffuzu “ koşmak” olan kelimenin yurdumuzun birçok yerinde kullanılan karşılığı “seğirtmek”tir. Türemesi, sekmek fiilinden midir, seyreltmek fiilinden midir, bilinmez. Dilcilerin meseleye mahâllinde el atması gerekir.

Şemseddin Sami’nin 1901 yılında basılan “Kamus-u Fransevî’sinde Fransızcaya karşılık kaç kelimemiz canlıydı hatta SIR JAMES REDHOUSE(1811-1892) un hazırladığı REDHOUSE İngilizce –Türkçe, Türkçe İngilizce sözlükte İngilizceyi karşılayan kaç kelimemiz canlıydı? Şimdi dilimizin canlılık derecesi nedir? Bunlar dil çalışmalarında gözden kaçmaması gereken konular hatta sorunlardır desek yeridir.
En yerli sermayemiz, dilimizdir. Kaidelerini bozmadan kullanalım, hor kullanmaktan kaçınalım. 
Şakir Albayrak,Çekmeköy

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
12Mar
07Mar

Felsefe ve Vahdet

05Mar