Türkiye’deki Kursların Sonuçları Işığında Kur’an Kursları ve Sonuçları - Dr. Hasan YAĞAR

Türkiye’deki Kursların Sonuçları Işığında Kur’an Kursları ve Sonuçları


Bilindiği üzere ülkemizde muhtelif konularda kurslar açılarak;  insanlar kurs açılan alanlarla ilgili konularda bilgi ve beceri sahibi kılınmaktadır. Bu konuda yoğunluklu olarak sürücülük/şoförlük, iş makinesi operatörlüğü, makinistlik, vatmanlık, terzilik, bilgisayar ve programcılık vs. örnek verilebildiği gibi bu konuları elbette ki daha da çoğaltmak mümkündür. Bu yazdıklarımız sadece bu esnada aklımıza gelenler.
Kurslar konusunda diyebiliriz ki; herhangi bir alanda açılan her bir kursun kursiyeri az veya çok o konuda mutlaka ama mutlaka bilgi ve beceri sahibi olabilmektedir. Bu söylediklerimiz izaha gerek göstermeyecek derecede hemen herkesin malumu olan yani herkes tarafından gözlemlenebilen konular cümlesinde yer almaktadır
Ama maalesef aynı şeyi Kur’an Kursiyerleri için bunu söylemek pek mümkün değil.  Fevkalade düşündürücü olan bu hususu bizzat gözlemlediğim için ve dahi kahrolarak söylemek durumundayım. Üstelik bu kurslar asırlardan beri devam ettirilmekte olan kurslardır. Peki, bunca geçmişine rağmen nasıl oluyor da bu insanlar Kur’an hükümleri hakkında bilgi sahibi olamamaktadır. Hâlbuki her hangi bir kurs mutlak surette bir sonuç elde etmek amacıyla açılır. Ve sonucunda da bir sınav/imtihan yapılarak hak kazananlara bir sertifika verilir. Tabi ki Kur’an Kursları sonunda da birer sertifika verilmektedir. Amma ve lakin bu sertifika sahipleri maalesef “SADAKALLAHULAZİM” lafzının dahi –kahrolarak söylüyorum- maalesef anlamını bilmiyor. Oysa bu söz her Kur’an metninin sonunda “ALLAH DOĞRU SÖYLEDİ” veya  “ DOĞRU SÖYLEMİŞTİR” anlamını taşımaktadır. Peki, Allah aşkına bunu dahi bilmeyen bir Kur’an kursiyerine ne verilmekledir. Bir münasebetle tanımak şansına veya şanssızlığına kavuştuğum 18-19 yaşlarındaki bir Kur’an kursu mezununa: “Ey iman edenler anlamındaki “ YA AYYUHALLEZİNE AMENU” lafzı ile ilgili olarak, ne demek diye şaka yollu takıldım ve mahcubiyetini yüzünden okuyabildiğim o delikanlı ne dese iyi biliyor musunuz?: ” BİLMİYORUM”. Bunu duyunca bir daha kahroldum. Daha da vahimi Erzurum İlahiyat Fakültesinde yıllar önce okuyan bir yakınımın BAKARA SURESİNİ aynen Kur’an metnindeki harekeli haliyle ödev olarak defterine geçmekte olduğunu görünce BAKARA kelimesinin anlamını sordum bilmediğine hayretle tanık oldum. BAKARA kelimesinin SIĞIR-İNEK veya ÖKÜZ anlamına geldiğini kendisine söyleyince de o kızcağız benden daha da hayretler içinde kaldı. Ve böyle kelimeler abes olduğu için Kur’an’da geçebileceğini sanmadığını beyan ettiydi. Kendisine NEML/Karınca ve ANKEBUT/Örümcek isimlerinin geçtiğini de hatırlatınca adeta ferahladı. İşte size meselenin HALİ PÜR MELALİ.
Bunun sebebi nedir biliyor musunuz sevgili dostlar. O, insanlığa İlahi en son mesaj olan Kur’an’ı anlaşılmadık bir dille öğretmek. Maalesef bu uygulama, sevap kazanmak ve ölüler ruhuna bağışlanmak kastıyla her Ramazan ayında hemen her camide MUKABELE adı altında da yapılmaktadır. Burada da okuyan belki kenarından köşesinden bir şeyler biliyordur lakin katılanların büyük bir ekseriyeti belki de tamamı okunan ayetlerin anlamını asla bilmemektedir. Hâlbuki MUKABELE karşılıklı okumak ve anlamak üzere yapılan bir uygulamadır. Evveliyatı da Hz. Resul devrine yani ASR-I SAADET’e dayanmaktadır. Binaen aleyh her Ramazan bitiminde Hz. Cibril (as) ve Hz. Resul (as) o güne kadar nazil olmuş ayetleri karşılıklı okuyorlardı ve doğruluğunun anlaşılmasından sonra da mesele teyiden kayıt altına alınmaktaydı. Haydi, buyurun cenaze namazına. İşte tüm mesele bu sevgili dostlar. Peki, şimdilerde yapıla böyle mi asla. Ama yazık ediliyor. Asırlardır insanlar İlahi emir, yasak ve müjdelerden bihaber kılınmaktadır.
İşin ilginç tarafı ise tüm bu acayip uygulamanın, bütçesi birçok bakanlıktan da yüksek olan Diyanet İşleri Başkanlığının bilgisi ve hatta bazı hallerde de teşviki ile yapılmaktadır.  Peki, ne olacak bu İslam Âleminin hali pür melali. İnanın o her fırsatta tenkit ettiğimiz ve zımnen de GAVUR dediğimiz ve GAYRIMÜSLİM diye nitelediğimiz toplumlar bizden fersah fersah önlerde olarak Kur’an’ın anlamını bilmektedirler ve bize de galiba gülmekteler. Ama inanmıyorlar o başka. Allah aşkına bizler inanmışız da ne yapmışız. Mushaf’ı Şerifi abdest alıp rahleye koyarak okuyor ve sonrasında da hiçbir şey anlamadan yine muhafazasına koyarak öptükten sonra evin kıble tarafındaki duvarın asıveriyoruz. Maşallah. Rabbim nazardan saklasın.
Sevgili dostlar işin aslı asla öyle değil. Yüce Yaratıcı her bir elçisine, muhataplara/ümmete tebliğ edilmek üzere kendisine bildirdiği mesajını mutlaka o toplumun diliyle beyan etmiştir. Bu, Kur’an ile sabittir. Zebur, Tevrat ve İncil ne ise Kur’an da odur. Yoksa Peygamberler o toplumla nasıl diyalog kurabilirdi.
Kur’an’ın diğer semavi kitaplardan bir tek farkı var: Önceki semavi kitaplar sadece muhatap olan toplumun diliyle inzal ediliyordu. İndiriliyordu. Kur’an’ın yegâne özelliği, hem kendinden önce inzal kılınmış semavi kitapları doğrulamak ve kısmen düzeltmekle birlikte tüm insanlığa indirilmiştir. Bunun için de her toplumun bilenleri o mübarek mesajı kendi toplumunun diline çevirecek ve diğer insanlar da onu o sayede öğrenecek ve hükümlerini uygulayarak öğütlerinden de yararlanacaktır. Bunun başka bir çaresi asla yoktur. Kimse ne kendini kandırsın ne de şu veya bu yave ile başkasını aldatmaya kalkışsın. Aksi halde Rüzimahşerde kendisini ilahi adaletin pençesinden kurtaramaz.
Temennimiz söylediklerimizin Allah indinde doğru olmasıdır. İnşallah Rabbimiz bize doğruyu söyletmiştir.  Zira O, aklını kullanmayanların başına rics/pislik boca edeceğini ihtar etmektedir. Bu aciz kulu da ona dayanarak bunları yazdı. Her hal ve şartta Rabbimizin rahmet ve merhametine muhtaç olduğumuz izahtan varestedir. İlahi En Son Mesajı anlamak ve uygulamak isteyen her kese selam olsun.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI