RAMAZAN MÜNASEBETİYLE ÖZET BİR ÇALIŞMA


(Kasten Oruç Yemenin Kefareti: 61 Gün Uydurması)

           

            Kefaret örten demektir. Yani bir konudaki ayıbı veya kusuru örten, görünmesini engelleyen manalarını ifade etmektedir. Dinî söylemde ise şöyle ifade edilmektedir: Kefaret, dinin belirli yasaklarını ihlal eden bir kimsenin hem ceza hem de Allah’tan mağfiret (bağışlanma) dilemek maksadıyla yükümlü tutulduğu, köle (esir) azat etme, oruç tutma, yoksul birilerini yedirme veya giydirme gibi mali veya bedeni nitelikli ibadetlerin genel adıdır.

            Oruçla ilgili kefaret söylemi ise, üst paragrafta sözü geçen kefaret adlı yükümlülüklerin hiç birisinde yer almayan Kur’ân dışı bir söylemdir. Kur’ân’da geçen kefaretlerin hiç birisinde “Kasten Oruç Yeme” adı geçmez. En önce Kur’ân’da geçen kefaretleri tespit ettikten sonra orucun geçmekte olduğu Kur’ân ayetlerini göstermeye çalışacağız. Bu ayetlerin görülmesi halinde oruçla ilgili bir kefaret lafzının geçmediği net olarak görülecektir. Kur’ânî olmayan bir cezanın, dinî bir yükümlülük olarak insanlara dayatılması hiçbir zaman mümkün olmaz. Hadis[1] olarak ileri sürülen beyanlar ise İlahiyatçıların büyük bir ekseriyeti tarafından kaynak gösterilerek reddedilmektedir. Hz. Resul (as)’ün Kur’ân’a aykırı söz söylediğini iddia etmek temelde peygamberlik kurumuyla hiçbir zaman bağdaşmaz.   Nitekim bu gibi durumlar için Hz. Resul (as)’ün risaletle ilgili olarak kendiliğinden bir şey söylemeyeceği hakkında ayetler mevcuttur. Bu hususla ilgili olarak Hakka Suresinin 44-47 ayetlerinde adeta tehdit dolu şu ilahi beyan söz konusudur: Mealen: “Eğer ( o Resul) bize karşı bazı sözler katmış/isnat etmiş olsaydı, biz onun boynunu yakalar ve sonra da şah damarını koparırdık. Hiç biriniz de onu koruyamazdı”.  Diğer taraftan Necm Suresi 3. Ayette Yüce Yaratıcı şöyle buyurmaktadır: “Vemâ yentiku anil hevâ”. Meali:“(O) kişisel arzularına (heva ve hevesine) göre de konuşmamaktadır.”. Aynı surenin 4. Ayetinde ise Yüce Rabbimiz Hz. Resul (as)’ün tabi olduğu Kur’ân hakkında bizlere şöyle hatırlatmada bulunmaktadır. “İn huve illâ vahyun Yûhâ.” Meali:“O, kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir”. İşte bir elçi olarak Hz. Resul (as)’ün tabi tutulduğu Kur’ân dışı bir şey söylemesini iddia etmek veya böyle bir şeye inanmak bir cinnetten başka bir şey olmasa gerek.

            Şimdi Gelelim Kur’ân’da Geçen Kefaret Söylemlerine: Kur’ân’da BEŞ türlü kefaretten söz edilmekte olup tabii olarak bunların hepsi de ayetlerle sabittir. Tüm bunlara rağmen hakkında ayet bulunmayan bir konuda kefaret olduğunu söylemek kanaatimize göre hem Kur’ân’a hem de hâşâ Allah’a iftira olur.

            Bu Kefaretlerin Şunlar Olduğu Anlaşılmaktadır: a) Hac esnasında ihramlı iken avlanma yasağını ihlal edenler hakkındaki kefaret b) Keza hac sırasında ihramdan çıkmadan önce tıraş olması söz konusu iken ihramdan çıktıktan sonra tıraş olma yasağı hakkındaki kefaret. c) Erkek eşin eşini annesine benzeterek onunla karı koca ilişkisine girmeyeceğini yeminle kabul eden ve adına ZIHAR denen eşler arası anlaşmazlıkla ilgili yasak hakkındaki kefaret. d) Hata ile adam öldürme yasağı hakkındaki kefaret. e) Yemin bozma yasağı hakkındaki kefaret.

           

            Şimdi de bu kefaretlerin içeriğine bakalım:

           

  1. Hac Esnasında İhramlı İken Avlanma Yasağı ( Maide Suresi 95 ve 96. Ayetler).Buna göre bu yasağın ihlal edilmesi halinde kişi şu yükümlülükleri yerine getirmekle, yani kefaretle mükellef tutulmaktadır: a) Av olarak öldürülen hayvana denk bir kurban kesmek. b) Bunu yapamayan o kurban etinin doyuracağı insan sayısınca yoksul kimseleri doyurmak. c) veya o kurban değerinde sadaka vermek veya ona denk oruç tutmak.(bu orucun süresi hakkında meallerde bilgi yoktur.)
  2. Hac esnasında İhramdan Çıktıktan sonra Tıraş Olma Yasağı (Bakara Suresi 196.Ayet). Bu ayet hükmüne göre kendi kurbanı kesilmeden önce ihramlı iken veya kurbanı kesilip yerine ulaştıktan sonra da ihramdan çıkarak tıraş olma yasağını ihlal edenler hakkında ön görülen kefaretin şöyle olduğu bildirilmektedir: a) 3 gün hac sırasında 7 gün de hacdan sonra olmak üzere 10 gün oruç tutmak b) Veya bir kurban kesmek c) Veya birkaç fakiri doyurmak.
  3. Yukarıda Açılımını Yaptığımız ve Zıhar Denen Yasak Eylemin Kefareti (Mücadile Suresi; 2,3 ve 4. Ayetler). Bu ayetlerin hükmüne göre böyle bir yasak işleyen erkek eş, adeta sokağa terk ettiği eşiyle tekrar bir araya gelecek olursa eşler arası ilişkiye girmeden önce şu kefaretlerle yükümlü kılınmıştır: a) Bir köle (esir) azat etmek b) Veya aralıksız olarak 2 ay oruç tutmak c) Bunları yapamadığı takdirde 60 fakiri doyurmak.
  4. Hata ile Adam Öldürmek (Nisa Suresi 92. Ayet). Bu ayetin kefaretle ilgili içeriği şöyledir: “Yanlışlık dışında bir mümin bir mümini öldüremez. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Eğer ölenin ailesi bağışlarsa o başka. Öldürülen mümin, düşmanınız olan bir topluluktan ise mümin bir köle azat etmek gerekir. Ve öldürülen kişi eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mümin bir köle azat etmek lazımdır. Bunları bulamayan kimsenin Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması gerekir. Allah bilendir ve hikmet sahibidir”.
  5. Yemin Bozmanın Kefareti (Maide Suresi, 89.Ayet): Söz konusu ayetin kefaretle ilgili meali şöyledir: “ Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ama bilerek ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutar. Bu durumda yemin kefareti, ailenize yedirdiğiniz orta hallisinden 10 yoksulu doyurmak veya giydirmek. Veya bir köle (esir) azat etmek gerekir. Kim bu imkânı bulamazsa onun kefareti 3 gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.”

            Buna göre yemin bozmanın kefareti şöyle olmaktadır: a) 10 yoksulu doyurmak veya giydirmek. b) Veya bir köle azat etmek d) veya 3 gün oruç tutmak.

            Görüldüğü üzere; BEŞ tür kefaretin hiç birinde oruç bozma ile ilgili bir tek işaret yok. Kasten oruç bozmanın kefareti olarak ileri sürülen uygulamanın Kur’ânî hiç bir dayanağı bulunmayıp tamamen beşerî bir dayatmadır. Bu konuda Hz. Resul’ün Sünneti olarak ileri sürülen iddia; Prof. Dr. Ali Erbaş’tan önce Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Prof. Dr. Mehmet Görmez’in, tercüme ederek dilimize kazandırdığı ve Musa Carullah Bigiyev tarafından kaleme alınan Kitab-ı Sünne adlı eserde meselenin Sünnet boyutu enine boyuna ve dahi uzun uzadıya tartışılmış ve meselinin ileri sürüldüğü gibi olmadığı cihette tespit yapılmıştır. Kaldı ki Bakara Suresinin 256.ayetinde dinde zorlama olmayacağı hususu çok açık ve net olarak ortaya konmuştur. Söz konusu ayet meali şöyledir: “ Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir”. İşte buyurun, Kur’ân daha ne desin. Ama buna rağmen insanların inancı allak bullak edilmektedir. Diğer taraftan Yüce Yaratıcı Hz. Resul (as)’e Nisa Suresi 80. Ayette şöyle bir hatırlamada daha bulunmaktadır. Ayetin meali şöyledir: “ Resul’e itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.” Ama buna rağmen bazıları veya birileri kendilerini adeta Hz. Peygamber (s.a.s)’den de ileri sayarak insanları güya dindar yapmaya kalkışmaktadırlar. Hâlbuki Yüce Rabbimiz Yunus Suresinin 99. Ayetinde de şöyle bir hatırlatmada daha bulunmaktadır: “ Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın”.İşte tüm Kur’ânî bu söylemlere rağmen hâlâ insanların inançlarını şu veya bu şekilde güya düzenlemeye çalışanlarımız var. Oysa her bir kişi ve kim olursa olsun inanç bakımından sadece ve sadece kendinden sorumludur. Bildiğimiz kadarıyla İlahî huzura da bireysel olarak çıkılacaktır. Hiç kimse başkasının hesabını vermekle yükümlü tutulmayacaktır. Peki, beyler ve dahi hanımefendiler bu lüzumsuz telaş niye? 

            Tüm bunları gördükten sonra bir de oruçla ilgili ayetlere bakalım. Bakalım hele bu yakışıksız söylemlerle yakından ve uzaktan bir alaka var mı yok mu? Oruçla ilgili ayetler, Bakara Suresinin 183,184 ve 187. Ayetlerinde zikredilmektedir. Şimdi bu ayetlerin içeriğine bakalım: Ayet 183 meali: Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi; oruç, size de yazıldı. Umulur ki sakınırsınız”. Ayet 184 meali: Oruç sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye vardır. Kim gönülden bir hayır işlerse bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız-eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır”. Ayet 187 meali:   “ Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak[2] size helal kılındı. Onlar sizin örtünüz, siz de onlara örtüsünüz. Allah gerçekten sizin nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi; tövbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını dileyin. Fecir vakti sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikâfta olduğunuz zamanlarda onlara (eşlerinize) yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Sakın onlara yanaşmayın. İşte Allah insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar.”

            İşte buyurun, oruçla ilgili olan bu ayetlerin hangisinde kasten oruç bozma ile ilgili bir tek kelime mevcut.  Hasta ile ilgili, yolcu ile ilgili ve dahi oruç tutmada zorlanacaklarla ilgili bilgi var ama kasten oruç bozma ile ilgili uzaktan yakından hiçbir bilgi yok. Yüce Yaratıcı yarattığının ahvalini bildiği için ona göre hüküm koymuş. Ama deli saçması türünden olan kasten oruç bozma ile ilgili hiçbir bilgi yok. O halde sosyal kişiliğinin derecesi ne olursa olsun hiç kimse kendisini hâşâ Allah yerine koymaya kalkmasın. Yoksa Yüce Yaratıcı adamı hak ettiği gibi yapar. Bunda hiç kimsenin asla şüphesi olmasın.

 

                                                                                                                     Dr. Hasan YAĞAR

 

[1] Hz. Resul(as)’ün din konusundaki sözleri.

[2] Daha önceki kitaplarda (Tevrat ve İncil’ de) bu husus yasaklar arasında yer almaktaydı.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
31May
18May

Pes Doğrusu!

05May
18Nis
13Mar

Bilim Ve Saltanat