Eylül 2009 de oluşan 5.8’lik İstanbul Depremi Üzerine


Herkes tarafından bilindiği üzere geçtiğimiz günlerde İstanbul’da 5.8 kuvvetinde bir deprem oldu. Yaklaşık 20 yıl önce oluşan İzmit depreminden hiç de ders almadığımız, yaşanan haberleşme aksaklığı ile bilhassa okul binalarının kendi haline terk edildiği ve bu sebeple yaklaşık 29 okul binasının iskâna uygun olmadığı gözlemlendi. Ve bu ihmal sebebiyle de o okullarda okuyan çocuklarımız darmadağın bir halde başka okullara “misafir öğrenci” veya “muhacir öğrenci” olarak dağıtıldı.

Oysa hemen her gün bu sahada bilimsel araştırma yapan bilim adamlarımız TV kanallarında İstanbul veya Marmara Depremi adıyla hem de 7 veya 8 kuvvetinde bir depremden haber vermekteler. Ve dahi zaman olarak da “bu gün” veya “yarın” veya 30 yıl sonra gibi sözler edilmekte. Bu demektir ki bu işin tarihi belli değil. Adeta Kur’an’da “SON SAAT” olarak söz edilen kıyametin kopacağı gibi aniden geleceğinde hiç, ama hiç kimsenin şüphesi yok. Ancak buna rağmen başta devlet adına sarfı mesai eden görevliler olmak üzere hiç birimizin kılı kıpırdamıyor. Mesela yukarıda sözünü ettiğimiz ve fevkalade önemi haiz bulunan okul ve hastane gibi yapıların kendi hallerine terk edildiği görülmektedir. Ne yazık ki ve maalesef ancak şimdilerde güçlendirme cihetinde uğraş verildiğini öğrenmekteyiz.  Daha da feci olanı ise, asırlar öncesinde inşa edilen tüm yapılar dimdik ayakta iken, günümüz inşaatçılarının inşa ettikleri yapıların hâke yeksan olduğunu görmekteyiz. Şayet doğru ise-ki doğru olduğuna asla şüphe yoktur- bu binaların inşasında deniz kumu kullanıldığı söz konusudur. Esasen bu konuya daha önce de tanık olmuştuk. Bu durum tas tamam inançsızlık göstergesidir. Tek para kazanayım, şurada burada keyif çatayım gerisi rastgele zihniyetiyle ve helal ve harama inanmayan birilerinin bu işe tevessül ettiğinden hiç kimsenin şüphesi yoktur. Tabi ki bu “muhteremlerin” inancı asla bizi alakadar etmez. Ama yaptıkları düpedüz toplum düşmanlığıdır. Maalesef bu tutku beşer denen biz yaratılmışların tabiatında var olmalı ki, ta asırlar öncesinden Hammurabi denen bir kral, inşa ettirdiği köprünün altına inşa edenleri bağlar ve üzerinden ordularını geçirip sağlamlığını gördükten sonra o kişileri serbest bırakır ve ücretini ödermiş. O gün o kral öyle yapıyormuş da bizim ne yapacağımız, mevcut kanunlara göre pek belli değil. Adamı ancak hapseder içerde beslersin o kadar.

Bir de zorunlu bina sigortası diye ucube bir uygulama yapılmaktadır ki bunun faydasını bilen varsa lütfen beri gelsin. Bu, resmen birilerinin havuzuna su akıtmaktan başka sadra şifa hiçbir mana taşımamaktadır. A birader bina yıkılıp nice canlar altında kaldıktan sonra zaten yıkımın reel değerini karışılmaktan fevkalade uzak olan o para ne işe yarayacak. Böyle bir uygulama belki kendisi İstanbul’da oturmayan ve oradaki binasını kiraya verenlere kısmen de olsa yarayabilir. Ama İstanbul’da ikamet eden insanlara kanaatimizce zarardan maada hiçbir yararı olmasa gerek. Adamın sağ çıkacağını kim nereden bilecek. Allah muhafaza belki de ailece hâke yeksan olacak. Tabi ki bu temennimiz değil. Ancak söz konusu uygulamanın bir başka manasını anlamak da mümkün değil. Böyle yapılacağına, derhal bir “Deprem Seferberliği” ihdas edilerek topluca ve her şeyi devlete bırakmaksızın hep birlikte her bakımdan depreme hazırlanmak daha doğru olsa gerek. Gerçi devlet yetkilileri bu işe soyunmuş ama felaketin ne zaman kapıları çalacağı belli değil. Hani diyorlar ya: “Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın”. Madem böyle o halde topluca ve bir seferberlik halinde bu işe hazırlanmalıyız. Düdüğün ne zaman çalacağı maalesef belli değil. Adeta “Sura” üfleneceği gibi, yer yerinden oynarsa hiç kimsenin yapacağı bir şeyi kalmaz. Dileriz Yüce Yaradan bizleri muhafaza etsin. Ama bu bir temenni. Yüce Yaratıcı bizlere Hz. Resul vasıtasıyla tebliğ ettiği “En son Mesajında” : “ Bana yardım edin ki ben de size yardım edeyim” mealinde bizleri haberdar etmektedir. Bu demektir ki bizim üzerimize düşeni mutlaka yapmamız gerekiyor. Bazılarımızın dediği gibi bu iş asla “KADER” değil. Zira öyle bir safsata yok. Söyleyen ve inanlar abesle iştigal etmekteler. Ama haberleri yok. Adam son sürat dönemece girip uçuruma savrularak öteki tarafı boyluyor. Birileri de “adamın kaderi böyleydi” diyor. Sevgili dostlar öyle bir şey yok. Kader, her şeyin ölçüsü demektir. Bu ölçüyü kaçıranlar, Allah’a haşa kabahat bulacaklarına önce kendi ölçüsüz davranışlarına lütfen bir bakı versinler. Yüce Yaratıcı yarattığı insana bir de en büyük bir nimet olan akıl vermiş ve bu nimeti yerli yerinde kullanmayanların başına musibet boca edeceğini haber vermektedir. Dileğimiz, inşallah o sonuca maruz kalmamaktır. Herkese selam ve muhabbetle…

HASAN YAĞAR

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
03Ekm
31May
18May

Pes Doğrusu!

05May
18Nis