Abdest Alırken Ayakların Yıkanması veya Mesh Edilmesi Meselesi


  kelimesi farsça bir kelime olup kelimesi kelimesine tercüme edilecek olursa “el suyu” demektir.  Arapçası ise vudû şeklindedir. Abdestle ilgili Maide Suresinin 6. Ayetini burada ve bu başlık altında meseleyi enine boyuna tartışmak istiyoruz. Zira mesele bayağı zihinleri karıştıran bir açmaz halindedir. 
     Malum olduğu üzere Mealcilerin çoğu baş ve ayaklar için söz konusu ayette geçen “Vamsahu” sözcüğünü baş için doğru, ama ayaklar için yanlış tercüme etmekteler. Öyle enteresan ki aynı kelime bir yerde başka, diğer bir yerde daha başka bir anlamla tercüme edilmiştir. Oysa ayet cümlesinde buna yol açacak bir durum asla söz konusu değildir. Bakınız söz konusu ayetin orijinal metni şöyledir: “ Ya eyyühellezine amenü iza kuntum ilâssalâti fağsilu vücuhakum ve eydiyekum ilel merafiki; vamsahu birusikum ve erculekum ilel kâbeyn”. Ayetin devamı gusül ve teyemmümle alakalı olup onu burada vermeyi, lüzumuna binaen gereksiz görüyorum..    
    Şimdi gelelim işin esasına: Hz.Resul (as), sözünü ettiğimiz ayet nazil olmadan, yani Medine Döneminin ortalarına kadar, ibadetler konusunda geçmişteki şeriatlara tabi olduğu için-ki bu bir Kur’ân emridir- o günkü Ehli Kitabın yaptığı gibi o da ayaklarını yıkamıştır. Nitekim Musevi ve İsevilerin bir kısmı bu gün dahi böyle abdest almakta ve namaz kılmaktadırlar. Mesela Rabbinik tabir edilen Yahudiler sabah 2, öğle 4, ikindi 4, akşam 3 ve yatsı 1 rekât olmak üzere bu gün dahi namaz kılmaktalar. Diğer taraftan Ortodoks Hıristiyanlar da sabah 4, öğle 10 ve akşam 6 olmak üzere namaz kılmaktalar. Namazlarında Zebur’dan ayetler okumaktadırlar. Namaz safları ise şöyledir: En önde erkekler, onların arkasında çocuklar ve en arkada kadınlar yer almaktadır.  Bu tespit, Hz. Resul (as)’ün Mekke yıllarındaki ibadetleri konusunda o gün de var olduğu anlaşılan kendinden önceki şeriat uygulamalarına tabi olduğu hakkında bilgi vermektedir. 
    Diğer taraftan Mekke Döneminde indiği kesin olup namazı emreden Nisa/103, İsra/78, Hud/114 ve Kâf/38 ve 39. Ayetler indiğinde Hz. Resul (as) Mekke’de bulunan ve Hanif tabir edilen gruplar gibi abdest alıyor ve namaz kılıyordu. Bunun aksini kabul etmek Hz. Resul (as)’ün, Medine döneminin ortalarına doğru inen Maide/6 ayetinin inzaline kadar abdestsiz namaz kıldığı anlamına çıkar ki bu ciddi manada yanlış olur. Demek ki Hz. Resul (as) risaletinin ilk yıllarında kendinden önceki resullerin şeriatına tabi idi. Nitekim Mekke yıllarında namaz kılarken Kâbe’yi araya alarak Kudüs’teki Beytil Makdis’e doğru namaz kıldığı, güvenilir kaynaklar yoluyla bilinmektedir. Ne zaman ki yeni kıble ile ilgili olarak Bakara/143 ayeti nazil oldu ondan sonra kıble olarak Kâbe’ye yöneldi. Demek ki kendi şeriatı ile ilgili ayet ininceye kadar kendinden önceki Resullerin şeriatına göre hareket etti. Zaten Hz. Âdem (as)’den Hz. Resul (as)’e kadar devam ede gelen din İslam değil miydi?
      Ancak Medine yıllarının ortalarına doğru Hz. Resul (as), Maide Suresinin 6. Ayeti indikten sonra ayet gereği olarak ayaklarını mesh etmeye başlamıştır. Aynen kıble değişikliğinde olduğu gibi. Üst paragrafta değinildiği üzere kıble ayeti inmeden önce Hz. Resul (as), Beytil Makdis’e yani Kudüs’e doğru namaz kılmaktaydı. Kıble ayeti nazil olduğunda kendisi Kudüs’e yönelik olarak cemaatle namaz kılmakta iken ve namaz esnasında derhal yönünü Mekke’ye yani Beytil Harama çevirmişti. Buna benzer bir uygulama, abdest için de söz konusu olmuştur. Şimdi bu konuda en son ciddi bir araştırmayı içeren ve Ayşe Ulya Özek tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilip kitaplaştırılan “Maide Suresi 6.Ayet Bağlamında ABDASTTE AYAĞA MESH MESELESİ” adlı eserden de yararlanarak bazı tespitlerde bulunmak istiyoruz. 
    Dört bölümden oluşan bu akademik/bilimsel çalışmadan anladığımıza göre mesele bu gün olduğu gibi geçmişte de kıyasıya tartışılmış ve maalesef günümüze kadar getirilerek devam ettirilmektedir. Kimileri ayakların da yıkanmasını öngören en az 3’lü bir rivayetçi zincirine tabi olarak Hz. Resul (as)’ün kendisi gibi ashabın da ayaklarını yıkamasını emrettiği ve böyle yapıldığını bildirmektedir. Diğer taraftan benzer şekildeki bir rivayetçi zinciri ile birlikte Maide Suresinin 6. Ayetini delil göstererek, bu ayet inmeden önce Hz. Resul (as)’ün Mekke döneminde ve dahi Medine döneminin sonlarına doğru ayaklarını yıkadığını ve söz konusu ettiğimiz ayet nazil olduktan sonra da ayaklarını mesh etmeye başladığını öngörmüşlerdir. 
    Yukarıda da değinildiği üzere, söz konusu ayetin hükümleri apaçık ve çok nettir. Ama ve ne hikmetse birileri veya bazıları ille de insanların inanç ve ibadetlerine bekçilik etmek sevdasındadır. Şimdi bu insanlara sormak istiyoruz: Sizler ayakların yıkanmasını farz yani Allah’ın emri olduğunu zımnen de olsa kabul ediyorsunuz. Zira farz demek Allah’ın dolayısıyla Kur’ân’ın emri demektir. Peki, buna rağmen adına mest dediğimiz bir ayak giysisini Müslümanların ayağına giydirip bazı esaslara bağlayarak üzerini mesh ettirmeyi nasıl izah etmek gerekir. Binaenaleyh, eğer Yüce Yaratıcı yıkayın demişse hepimiz itirazsız ve uydurmasız olarak buna riayetle yükümlü değil miyiz? Peki, mest giydirip üstünü sıvazlamak sizce İlahî buyruğa kılıf uydurmak değil midir? Sevgili dostlar etmeyin eylemeyin bu yapılanın akıl, izan ve dahi vahiyle izah edilecek bir yanı yoktur. Zira Rabbül Âlemin(c.c.), yarattığı kullarına en son mesaj olarak inzal ettiği kitabında, aklını kullanmayanların üzerine rics/pislik boca edeceğini haber vermektedir. (Yunus Suresi,100.ayet). Peki, bu ayet hiç mi sizin dikkatinizi çekmemektedir.
    Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır hoca, ayağa giyilen mest uygulaması ile ilgili olarak, kanaatimizce ironi anlamlı olarak diyor ki, bu ne biçim uygulamadır ki yukarıda bozulan abdest ayağa sirayet etmiyor. Adına mest denen giysi bunu nasıl önlüyor. Gerçekten bunun bir izahı yok. Hâlbuki insanları kendi haline ve Kur’âni bilgiler doğrultusunda serbest bırakacak olursak her şey yerli yerine oturacaktır. Sevgili dostlar hiç kimse başka bir kimsenin ne ibadetinden ne de iman ve hesabından sorumlu değil. Yukarıda sözü geçtiği üzere böyle bir bekçilikten Yüce Yaratıcı peygamberlerini bile men etmiştir. Peki, Allah aşkına bize ne oluyor.
    Meseleyi özetleyecek olursak, abdestle ilgili Maide Suresinin 6.ayeti Medine Döneminin sonlarına doğru nazil olmuştur. Bu husus, irdelediğimiz tüm kaynakların fikir birliği halinde olduğu bir gerçektir.  Hâlbuki Hz. Peygamber (s.a.s.) risaletin ilk yıllarından itibaren namaz kılıyordu. Tabii olarak yol arkadaşları da aynı şekilde namaz kılıyorlardı. Peki, Hz. Resul ve arkadaşları abdestsiz mi namaz kılıyorlardı. Hayır. Hz. Resul (as) ve ashabı En’am Suresinin 90.ayeti  gereğince eski peygamberlerin şeriatına göre abdest alıp namaz kılıyorlardı. Kaynakların doğrulamasına göre bu uygulama melek Cibril tarafından Hz. Peygamber (s.a.s)’e tarifle öğretilmiştir. İşte bu uygulama Maide Suresi 6. Ayetinin nazil olduğu Medine Döneminin ortalarına kadar devam etti. Söz konusu ayet nazil olduktan sonra da ayet hükmü gereği Hz. Resul (as) ayaklarını mesh etti. Tabii olarak ümmet de böyle yaptı. Ama ne hikmetse bazılarımız bu ayet hükmü ile sağlanan kolaylık rahmetini bir türlü kabul etmek istemiyoruz. Allah akıl ihsan eylesin demekten başka ne söylenebilir. Herkesin yolu ve bahtı açık olsun. 
    Bu arada şunu da söyleyelim. Aklı olmayanın dini olmaz. Din, Yüce Yaratıcının en büyük ve mucizevî bir hassa olarak sadece insana verdiği ve adına akıl denen bir melekenin gereği olarak insana özgülediği bir sorumluluktur. Ancak Allah’ın verdiği aklı kullanmak, yani akıllı davranmak başka bir şey akılcı kesilmek daha başka bir şeydir. Yani zaten yaratılmış olan aklımızı her şeyin terazisi olarak göremeyiz. Görmemeliyiz. Zira mevcut sıkleti bu terazi her halükarda tartamaz. Özetleyecek olursak diyebiliriz ki akıllı olacağız ama “ukalalık” olarak tanımlandığı üzere akılcılık taslamayacağız.
    Bu ara nottan sonra yukarıda anlattıklarımıza devam edecek olursak şunları ilave etmek zorunda olduğumuz söz konusu olmaktadır.    Demek istiyoruz ki her hal ve şartta unutmayalım ki Hz. Resul (as)’ün, Kur’ân’la bağdaşık olmayan bir söz söylemesi nübüvvet kurumunun esasları gereği asla mümkün değildir. Hatta bu konuda Hz. Resul (as)’ün : “Söylemediğim bir sözü bana nispet edenler cehennemdeki yerine hazırlansın” beyanı hemen her mümin tarafından bilinen bir husustur. Bunun içindir ki hutbelerde Hz. Resul (as)’ün sözü gündeme getirildiği zaman : “Sadaka Resülullah, fima kâl ev kema kâl” denmektedir. Bunun Türkçesi: Hz. Resul (as) bu veya buna benzer söyledi demektir. Böyle demek suretiyle güya yukarıdaki tehdit dolu beyanın hışmından kurtulmak cihetine gidilmektedir. Bu demektir ki gündeme getirilen Hadis hakkında bazı tereddütler var. Bize göre bu da bir kılıf olsa gerek. Zira ve şayet söylenen Hadis/söz gerçekten Hz. Resul (as)’ün sözü ise başka yollara girmenin ne gereği var. Kısacası upuzun bir güzergâha sahip bulunan dinimiz konusunda toptancılıktan uzak durmak büyük önem arz etmektedir. Taklitçi değil tahlilci, yani araştırmacı olmanın ciddi önemi haiz bulunduğunu hiçbir zaman gözden kaçırmamamız gerektiğini âcizane olarak vurgularsak acaba haddimizi aşmış mı oluruz! 
    Bu konumuza en son olarak şu notları eklemek istiyoruz: Bakınız teyemmümle ilgili olan Nisa Suresi 43. Ayet ile Maide Suresinin 6.ayetinde söz konusu edilen teyemmüm  ederken abdestte yıkanması emredilen el ve yüz meshe tabi tutulmuş iken; abdestte meshe tabi tutulan baş ve ayaklar ise uygulama dışı bırakılmıştır. Ciddi önem atfettiğimiz bu İlahî emrin konumuzu desteklediği ümidindeyiz. Bu arada şunu da ilave edelim ki, çağdaş müfessirlerden olup aynı zamanda ciltlerce İslamî eserleri bulunan ve aynı zamanda Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Süleyman Ateş olmak üzere Kâsımî, Mustafa Öztürk ve Sonia Cihangir meshi farz, yıkamayı sünnet olarak kaydetmektedirler. Tüm bunlara ilave olarak dip not 2’de adı verilen “Sünnet Ama Hangi Sünnet” adlı eser müellifi Doç. Dr. Zeki Bayraktar da abdestle ilgili Maide Suresi 6.ayete meal verirken doğrudan baş ve ayaklar için “mesh ediniz” ifadesini kullanmaktadır. 
    Mesh etme işinin çıplak ayağa olabileceği gibi çoraba da olabileceği söz konusudur. Hatta Hz. Resul (as)’ün giydiği sandalet üzerine dahi mesh yaptığı; incelediğimiz kaynaklarca kayıt altına alınmış bulunmaktadır. Ancak Medine ve Mekke gibi sıcak yerlerde ferahlama bakımından ve yeterli su olması halinde ayakları yıkamanın tercih edildiği de kayıtlarda mevcuttur. Bir de ve çok önemli olmak üzere kaydedelim ki; mesh edilmesi söz konusu olan ayakların her şeyden önce ter temiz olması hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Her kese selam ve dua ile.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI